Padişah Osman nasıl öldü ?

Bahar

New member
Padişah Osman Nasıl Öldü? Yedikule’ye Uzanan Son Gece

Padişah Osman Nasıl Öldü? Yedikule’ye Uzanan Son Gece

Bazı tarih hikâyeleri vardır, üzerinden yüzlerce yıl geçse bile insanın zihninde kapanmayan bir kapı gibi durur. II. Osman’ın ölümü de benim için tam olarak böyle bir hikâye. İlk bakışta “Bir padişah nasıl öldürüldü?” sorusunun cevabı oldukça kısa görünüyor: Tahttan indirildi, yakalandı ve 1622 yılında Yedikule’de boğularak öldürüldü. Fakat biraz derine inince bunun yalnızca bir padişahın ölüm hikâyesi olmadığını fark ediyorsunuz.

Bu, saray ile ocak arasındaki güç mücadelesinin, genç bir hükümdarın hedeflerinin, devlet içerisindeki çıkar çatışmalarının ve İstanbul halkının birkaç gün içinde değişen ruh halinin hikâyesi.

Üstelik II. Osman’ın ölümüne giden yol, bir anda ortaya çıkmadı. O yolun taşları yıllar boyunca döşendi.

Şimdi gelin, İstanbul’un 1622 yılındaki o sıcak ve gergin günlerine birlikte dönelim.

1. Genç Bir Padişahın Büyük Hayalleri

II. Osman, 3 Kasım 1604’te İstanbul’da doğdu. Babası I. Ahmed, annesi Mahfiruz Sultan’dı. 1618 yılında, henüz genç sayılabilecek bir yaşta Osmanlı tahtına çıktı.

Tarih kitaplarında onun adı çoğu zaman “Genç Osman” olarak geçer. Ancak bu ifade bazen onun hikâyesinin tamamını anlatmak yerine, yalnızca gençliğini öne çıkarır.

Oysa II. Osman’ın önünde çok daha karmaşık bir devlet düzeni vardı.

Osmanlı Devleti, uzun savaşların, saray mücadelelerinin ve ekonomik sıkıntıların etkisini hissediyordu. II. Osman ise hükümdarlığının kalıcı olması için güçlü bir merkezî otorite kurmak istiyordu. Lehistan seferi sırasında ordunun başında bulunması, onun kendisini yalnızca sarayda oturan bir hükümdar olarak görmediğini gösteriyordu.

1621’de gerçekleşen Hotin Seferi, onun açısından önemli bir dönüm noktası oldu. Ancak sefer beklediği kesin sonuçla bitmedi.

İşte bundan sonra padişahın zihnindeki bazı düşünceler daha da belirginleşti.

Yeniçeri Ocağı'nın devlet içindeki ağırlığı, padişahın otoritesiyle zaman zaman çatışıyordu. II. Osman’ın ise bu yapıyı değiştirme veya en azından etkisini azaltma düşüncesi taşıdığına dair kaynaklar bulunmaktadır. Bununla birlikte modern tarih araştırmaları, onu yalnızca “büyük bir reformcu” olarak anlatmanın fazla basitleştirici olabileceğine dikkat çeker. TDV İslâm Ansiklopedisi de II. Osman’a yüklenen büyük reformcu imajının sonraki dönem tarih yazımıyla bağlantılı olduğunu belirtir.

Yani karşımızda ne tamamen kusursuz bir reform kahramanı ne de yalnızca tecrübesiz bir genç vardı.

Karşımızda, çok güçlü kurumların arasında kendi iktidar alanını genişletmeye çalışan genç bir hükümdar bulunuyordu.

2. İstanbul’da Fısıltılar Başlıyor

Bir akşam İstanbul’da bir kahvehanenin köşesinde iki adamın konuştuğunu düşünün.

“Padişah hacca gitmek istiyormuş.”

Diğeri kaşlarını çatar.

“Tek başına mı?”

“Hayır. Anadolu’ya geçip yeni asker toplamak istediği de söyleniyor.”

İşte mesele böyle büyüyordu.

O dönemde haberler bugünkü gibi birkaç saniye içinde doğrulanmıyordu. Saraydan çıkan küçük bir söylenti, birkaç saat içinde çarşıya, oradan cami avlusuna, ardından kışlalara ulaşabiliyordu.

II. Osman’ın hacca gitme düşüncesi özellikle tartışma yarattı. Kaynaklarda padişahın hac niyetinin ulemâ tarafından uygun karşılanmadığı ve bu konuda farklı görüşlerin ortaya çıktığı anlatılır. Daha sonra padişahın Üsküdar’a geçme hazırlıkları yaptığına dair haberlerin yayılması, durumun daha da gerilmesine yol açtı.

Burada önemli bir ayrıntı var.

İsyanın yalnızca “padişah kötü kararlar aldı, asker de isyan etti” şeklinde açıklanması olayın toplumsal boyutunu kaçırır.

Yeniçeriler kendi kurumlarının geleceğini tehdit altında görüyorlardı. Bazı ulemâ mensupları da padişahın politikalarından rahatsızdı. Maaşlar, görevler, imtiyazlar ve devlet yönetimindeki nüfuz gibi meseleler işin içindeydi.

Yani İstanbul’da aynı anda birçok hesap görülüyordu.

3. Sarayın İçinde Sessiz Bir Tartışma

Bu sırada sarayda, hayali olarak düşünürsek, genç bir saray görevlisi ile yaşlı bir kadın arasında şöyle bir konuşma geçmiş olabilir:

“Padişah geri adım atarsa ne olur?”

Kadın bir süre susar.

“Bazen geri adım atmak yenilmek değildir.”

“Ya karşı taraf bunu korkaklık sayarsa?”

“Devlet dediğin yalnızca kılıçla ayakta durmaz.”

Bu konuşma tarihî bir belge değildir; II. Osman’ın son günlerinde saray çevresindeki insanların ruh halini anlatmak için kurulmuş bir hikâye sahnesidir.

Çünkü o günlerde insanların yalnızca siyasi hesaplarla hareket ettiğini düşünmek de eksik olur.

Bir kadın için mesele belki oğlunun askere gitmesi, bir esnaf için dükkânının yağmalanması, bir görevli için maaşının kesilmesi, bir asker için ocağının geleceği, bir devlet adamı için makamını kaybetmek anlamına geliyordu.

İnsanların kararları yalnızca “erkekler stratejik düşünür, kadınlar duygusal düşünür” gibi basit kalıplarla açıklanamaz. O dönemin erkek devlet adamları da aile, makam ve kişisel güvenlik ilişkileri üzerinden hareket ediyor; kadınlar da saray içindeki ilişkileri kullanarak son derece stratejik sonuçlar doğurabiliyordu.

Örneğin Dâvud Paşa’nın II. Osman’ın öldürülmesindeki rolü yalnızca askerî bir mesele değildi. Dâvud Paşa’nın I. Mustafa’nın tahta çıkarılmasında etkili olan çevrelerle bağlantıları ve Valide Sultan’ın desteği de siyasi dengelerin bir parçasıydı.

Bu ayrıntı bize önemli bir şey söylüyor:

Tarihte güç, yalnızca kılıç tutanların elinde değildi.

4. 19 Mayıs 1622: Tahtın Altındaki Zemin Çekiliyor

8 Receb 1031, yani 19 Mayıs 1622.

İstanbul’da isyan başladı.

Yeniçeriler ve onlara katılan bazı ulemâ mensupları, II. Osman’ın çevresindeki bazı kişilerin cezalandırılmasını istiyordu. Padişah önce direnmeye çalıştı.

Fakat olaylar hızla büyüdü.

Saraydaki güç dengesi birkaç saat içinde değişmeye başladı.

II. Osman, isyancıların taleplerini karşılamaya çalıştı. Bazı isimleri teslim etti. Ancak artık mesele yalnızca birkaç devlet görevlisinin cezalandırılması değildi.

İsyancılar Sultan I. Mustafa’yı yeniden padişah ilan ettiler.

Böylece II. Osman’ın önündeki en büyük problem ortaya çıktı:

Artık karşısında yalnızca itaatsiz askerler yoktu.

Tahtın başka bir sahibini ilan eden bir güç vardı.

TDV İslâm Ansiklopedisi’ne göre II. Osman, durumun kontrolünü yeniden ele geçirmek amacıyla son bir girişimde bulunarak yeniçeri ağası Ali Ağa’nın konağına gitti ve yardım istedi. Fakat bu girişim de sonuç vermedi. Yeniçeriler Ali Ağa’yı öldürdü ve ardından konağın içinde bulunan II. Osman’ı ele geçirdi.

Şimdi kendinizi onun yerine koymayı deneyin.

Bir sabah Osmanlı padişahısınız.

Akşama doğru ise sizi koruması gereken askerler tarafından yakalanmış durumdasınız.

Sizce böyle bir anda ilk düşündüğünüz şey ne olurdu?

İktidar mı?

İntikam mı?

Hayatta kalmak mı?

Yoksa bütün bunların artık bir anlamının kalmadığını düşünmek mi?

5. Padişahtan Esire: İstanbul’un İçinden Geçen Yol

II. Osman yakalandığında ona yapılan muamele, Osmanlı tarihindeki en sarsıcı sahnelerden biri olarak aktarılır.

Dönemin görgü şahidi tarihçileri onun başı açık, üstü başı perişan halde bir beygire bindirildiğini ve ağır hakaretler altında Orta Cami’ye götürüldüğünü anlatır.

Bir zamanlar emirler veren padişah artık kalabalığın arasında götürülen bir esirdi.

Bu sahnenin toplumsal anlamı çok büyük.

Çünkü hükümdarlık yalnızca tahta oturmak değildi. Padişahın görünüşü, davranışı, çevresindeki görevliler ve törenler onun otoritesini görünür kılıyordu.

Şimdi bütün bu semboller ortadan kalkmıştı.

Kalabalık, padişahı artık “padişah” olarak değil, yenilmiş bir insan olarak görüyordu.
 
Üst